Kötü sonuçlanan bir ameliyat, geç konulan bir teşhis, hastanede kapılan bir enfeksiyon, yanlış reçete edilen bir ilaç. Fransa’da her yıl binlerce hasta, tıbbi bir müdahale sonrasında sağlığının bozulduğunu görüyor. Bunların birçoğu tazminat hakkı olduğunu bilmiyor. Bir kısmı ise bir doktorun ya da hastanenin kusurunu ispatlamanın imkânsız olduğunu düşünerek haklarından vazgeçiyor.
Oysa Fransız hukuku mağdurlara kapsamlı bir sistem sunar. Kouchner Kanunu olarak bilinen 4 Mart 2002 tarihli ve 2002-303 sayılı Kanun’dan bu yana tazminat iki temel üzerine kuruludur. Birincisi sağlık profesyonellerinin ve sağlık kuruluşlarının sorumluluğudur. İkincisi ise kimsenin kusuru bulunmadığında Ulusal Tıbbi Kazalar Tazminat Ofisi (ONIAM) tarafından sağlanan ulusal dayanışmadır. Bu makale tazminatın hukuki dayanaklarını, belirleyici olan ispat meselesini, mağdura açık olan yolları ve tazmin edilebilecek zararları en güncel içtihatlar ışığında ele almaktadır.
I. Tıbbi hata, tedavi riski, hastane enfeksiyonu: doğru hukuki dayanağı belirlemek
Günlük dilde tıbbi hatadan söz edilir. Hukuk ise birbirinden farklı durumları ayırt eder ve uygulanacak rejim buna göre değişir. Bunları doğru nitelendirmek her dosyanın ilk adımıdır.
A. Kural: kusura dayalı sorumluluk
Fransız Halk Sağlığı Kanunu’nun (Code de la santé publique) L. 1142-1, I maddesi temel ilkeyi koyar. Sağlık profesyonelleri ve koruyucu, teşhis veya tedavi amaçlı işlemlerin yapıldığı kuruluşlar, bu işlemlerin zararlı sonuçlarından ancak kusur hâlinde sorumludur.
Kusur çok farklı biçimlerde ortaya çıkabilir. Ameliyat sırasında teknik bir hata, yanlış ya da gecikmiş teşhis, ameliyat sonrası yetersiz gözetim, uygunsuz bir reçete veya servisin kötü organizasyonu bunlara örnektir. Fransız Danıştayı (Conseil d’État) 15 Mayıs 2026 tarihli kararında (n° 502999), Paris Hastaneleri Kurumu’nun (AP-HP) kusurunu kabul eden idare mahkemesi kararını onaylamıştır. Omurilik ameliyatından sonra tromboembolik risk için gereken önlemler eksik uygulanmış, kan sulandırıcı tedaviye mekanik kompresyon eklenmemişti. Hasta akciğer embolisi geçirmiş ve kalıcı olarak felç kalmıştı.
Kusur, aydınlatma yükümlülüğünün ihlalinden de doğabilir. Aynı Kanun’un L. 1111-2 maddesi, doktorun önerilen müdahalenin sık görülen veya ciddi ve normalde öngörülebilir risklerini hastaya açıklamasını zorunlu kılar. Aydınlatma eksikliği iki şekilde tazminata yol açar. Birincisi, müdahaleyi reddederek zarardan kaçınma şansının kaybıdır. İkincisi ise hazırlıksızlık zararı, yani riskin gerçekleşmesine kendini hazırlayamamış hastanın yaşadığı manevi acıdır. Ancak Yargıtay (Cour de cassation), hastanın başka bir tedavi seçeneği bulunmuyorsa şans kaybı olmadığına hükmetmektedir (Cass. 1re civ., 9 Nisan 2025, n° 23-21.387).
B. Kusursuz sorumluluk hâlleri
Bazı durumlarda mağdurun kusur ispat etmesi gerekmez.
Sağlık kuruluşları, yabancı bir sebep ispatlamadıkça hastane enfeksiyonlarından doğan zararlardan kusursuz olarak sorumludur (L. 1142-1, I, ikinci fıkra). Mağdurun yalnızca enfeksiyonun tedavi sırasında kapıldığını ortaya koyması yeterlidir. Danıştay, enfeksiyonun hastane kaynaklı olup olmadığını esas mahkemelerinin serbestçe takdir ettiğini hatırlatmıştır (CE, 25 Şubat 2026, ONIAM, n° 499381).
Kusursuz sorumluluk, protez veya tıbbi cihaz gibi ayıplı bir sağlık ürününün yol açtığı zararlar için de geçerlidir.
C. Ulusal dayanışma: kusursuz tıbbi kaza
Kusursuz şekilde yapılmış bir işlem de ağır bir zarara yol açabilir. Buna tedavi riski (aléa thérapeutique) denir. Bu durumda L. 1142-1, II maddesi, üç şartla ONIAM tarafından ulusal dayanışma kapsamında tazminat öngörür.
Zarar, öncelikle doğrudan bir koruyucu, teşhis veya tedavi işlemine bağlanabilmelidir. İkinci olarak, hastanın sağlık durumu ve bu durumun öngörülebilir seyri dikkate alındığında olağandışı sonuçlar doğurmuş olmalıdır. Son olarak, kararnamede belirlenen ağırlık eşiğine ulaşmalıdır.
Bu eşik Halk Sağlığı Kanunu’nun D. 1142-1 maddesinde düzenlenmiştir. Kalıcı bedensel veya ruhsal bütünlük kaybı oranının yüzde 24’ü aşması hâlinde eşik aşılmış sayılır. Kazanın, art arda en az altı ay boyunca ya da on iki aylık bir dönemde toplam altı ay boyunca mesleki faaliyetin geçici olarak durmasına veya yüzde 50 ya da daha fazla geçici işlev kaybına yol açması da yeterlidir. İstisnai olarak, mağdurun önceki mesleğini yapamayacağı kesin olarak tespit edildiğinde veya kaza, ekonomik olanlar dahil yaşam koşullarında özellikle ağır sıkıntılara yol açtığında da ağırlık kabul edilebilir.
En ağır hastane enfeksiyonlarında ise L. 1142-1-1 maddesi uyarınca, kalıcı bütünlük kaybı yüzde 25’i aştığında veya ölüm hâlinde tazminat ONIAM’a aittir. Kuruluşun kusuru varsa ONIAM ona rücu edebilir.
D. Kusur ile ulusal dayanışmanın birlikte uygulanması
Bu iki rejim birbirini dışlamaz. Bir kusur, hastanın ulusal dayanışma şartlarını taşıyan bir tıbbi kazadan kaçınma şansını yalnızca bir oranda azaltmışsa, kuruluş şans kaybına karşılık gelen kısmı, ONIAM ise geri kalanını tazmin eder. Danıştay’ın 15 Mayıs 2026 tarihli kararı bunun tipik bir örneğidir. Hastanenin kusuru, hastanın zarardan kaçınma şansını yüzde 30 oranında azaltmıştı. AP-HP bu oranda, ONIAM ise zararın geri kalanı için sorumlu tutuldu. Yargıtay da aynı yaklaşımı benimsemektedir (Cass. 1re civ., 24 Nisan 2024, n° 23-11.059).
II. İspat: dosyanın kalbi
A. Tıbbi dosyayı elde etmek
Her süreç tıbbi dosyanın alınmasıyla başlar. Halk Sağlığı Kanunu’nun L. 1111-7 maddesi, hastaya sağlığına ilişkin tüm bilgilere doğrudan erişim hakkı tanır. Vefat eden bir hastanın mirasçıları da, özellikle haklarını kullanabilmek için, kanunda öngörülen şartlarla bu hakka sahiptir.
Dosya ameliyat raporlarını, gözetim kayıtlarını, reçeteleri, tetkik sonuçlarını ve doktorlar arasındaki yazışmaları içerir. Sorumluluğu ortaya koyan gecikme, ihmal veya çelişki çoğu zaman bu belgelerde gizlidir.
Kuruluş dosyayı sunamazsa ispat yükü yer değiştirir. Yargıtay’a göre bu durumda verilen tedavinin uygun olduğunu ispat etmek kuruluşa düşer (Cass. 1re civ., 26 Eylül 2018, n° 17-20.143).
B. Tıbbi bilirkişi incelemesi
Kusur ve illiyet bağı neredeyse her zaman bir tıbbi bilirkişi incelemesiyle ortaya konur. Bu inceleme sulh yoluyla, bir komisyon tarafından veya mahkeme kararıyla yapılabilir. Bilirkişi, tedavinin bilimin kabul görmüş verilerine uygun olup olmadığını, zararın bir kusurdan mı, tedavi riskinden mi yoksa hastalığın seyrinden mi kaynaklandığını ve kalıcı hasarların kapsamını kalem kalem belirler.
Mağdurun incelemeye avukatı ve bağımsız bir danışman doktorla katılması büyük önem taşır. Bilirkişinin tespitleri tazminatı belirleyici biçimde etkiler. Bununla birlikte zararları hukuken nitelendirmek ve önemini belirlemek yalnızca hâkime aittir. Yargıtay bunu kalıcı işlev kaybı bakımından yakın zamanda hatırlatmıştır (Cass. 1re civ., 28 Ocak 2026, n° 24-22.923).
C. Şans kaybı
Kusur olmasaydı zararın meydana gelmeyeceğini kesin olarak söylemek çoğu zaman mümkün değildir. Geç teşhis edilen bir kanser belki aynı şekilde ilerleyecekti. İçtihat bu belirsizliğe şans kaybı kavramıyla cevap verir. Mağdur, zarardan kaçınma ihtimali oranında ve her zarar kalemi için bu oran uygulanarak tazmin edilir.
Ancak şans kaybının gerçek ve ciddi olması gerekir. Kusurun hastanın sağlığı üzerinde hiçbir etkisi olmadığı kesin ise şans kaybı yoktur (Cass. 1re civ., 29 Mart 2023, n° 22-13.630). Kaybedilen şansın yüzdesi önemli teknik tartışmalara konu olur ve avukatın mağdurun tezini adım adım savunması gerekir.
III. Tazminat yolları
A. Uzlaştırma ve Tazminat Komisyonu (CCI)
2002 Kanunu, tıbbi kazalar için ücretsiz ve avukat zorunluluğu olmayan bir sulh prosedürü oluşturmuştur. Zarar D. 1142-1 maddesindeki ağırlık eşiğine ulaştığında bu komisyonlara başvurulabilir.
Komisyon bir bilirkişi incelemesi yaptırır ve başvurudan itibaren altı ay içinde görüş bildirir (L. 1142-8). Bir profesyonelin veya kuruluşun sorumlu olduğu kanaatine varırsa, onun sigortacısı görüşü takip eden dört ay içinde mağdura bir tazminat teklifi sunmak zorundadır (L. 1142-14). Sigortacı reddederse veya sessiz kalırsa ONIAM onun yerine geçebilir (L. 1142-15). Komisyon tedavi riski sonucuna varırsa teklifi ONIAM yapar.
Bu yolun gerçek avantajları olduğu kadar sınırları da vardır. Komisyonun görüşü ONIAM’ı bağlamaz ve ONIAM tazminatı reddedebilir. Teklifler çoğu zaman ONIAM’ın gösterge niteliğindeki tazminat cetveline göre hesaplanır ve bu tutarlar mahkemelerin hükmettiği tutarlardan sıklıkla düşüktür. Danıştay, bu cetvelin dava konusu edilebilecek yönlendirici ilkeler niteliğinde olduğuna karar vermiştir (CE, 31 Aralık 2024, n° 492854). Teklifin kabulü sulh sözleşmesi hükmündedir ve uyuşmazlığı sona erdirir. Bu nedenle dikkatli bir inceleme yapılmadan asla imzalanmamalıdır.
B. Adli veya idari yargı yolu
Mağdur doğrudan veya başarısız bir sulh sürecinden sonra mahkemeye başvurabilir. Görevli mahkeme kuruluşun niteliğine göre belirlenir. Serbest çalışan doktorlara ve özel kliniklere karşı açılan davalara asliye mahkemesi (tribunal judiciaire) bakar. Devlet hastanelerine karşı açılan davalara ise, kuruluşa önceden yapılacak bir başvurudan sonra, idare mahkemesi (tribunal administratif) bakar.
Her iki yolda da acele yargılama (référé) yoluyla hızla bilirkişi incelemesi istenebilir. Tazminat yükümlülüğü ciddi şekilde tartışmalı değilse hâkim bir avans (provision) da verebilir. Bu avans, mağdurun davanın sonucunu beklemeden acil masraflarını karşılamasını sağlar.
C. Dava açma süresi
Halk Sağlığı Kanunu’nun L. 1142-28 maddesi, zararın kalıcılaştığı (konsolidasyon) tarihten itibaren on yıllık bir zamanaşımı süresi öngörür. Bu süre uzundur ama ona güvenmemek gerekir. Deliller kaybolur, tanıklar unutur ve bilirkişi süreçleri zaman alır. Mağdur ne kadar erken harekete geçerse hakları o kadar iyi korunur.
IV. Tazmin edilebilecek zararlar
Tazminat tam tazmin ilkesine tabidir. Zararın tamamı, ama yalnızca zarar tazmin edilmelidir. Mahkemeler, maddi ve manevi, geçici ve kalıcı zararları ayıran Dintilhac sınıflandırmasından yararlanır.
Doğrudan mağdur böylece sağlık giderlerini, gelir kayıplarını, mesleki etkiyi, üçüncü kişi yardımı giderlerini, uyarlanmış konut ve araç masraflarını, işlev kaybını, çekilen acıları, estetik zararı, yaşam zevkinden yoksun kalma zararını ve cinsel zararı talep edebilir.
Güncel içtihat, analizin büyük bir titizlikle yapılması gerektiğini göstermektedir. Danıştay 11 Haziran 2026 tarihli kararında (n° 503659), sağlık durumu nedeniyle çocuklarının bakım ve eğitimini kendisi üstlenemeyen ve profesyonel yardıma başvurmak zorunda kalan mağdurun bu giderlerinin tazmin edilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Bu yardım, mağdurun kendi ihtiyaçları için aldığı üçüncü kişi yardımından ayrıdır. Danıştay 15 Mayıs 2026 tarihli kararında da, engellilik nedeniyle konut değişikliği zorunlu hâle geldiğinde mağdurun taşınma masraflarını ve uyarlanmış yeni bir konutun edinilmesi veya inşası nedeniyle oluşan ek maliyeti, kaza öncesindeki konut koşulları esas alınarak talep edebileceğini belirtmiştir.
Mağdurun yakınlarının da kendilerine ait hakları vardır. Duygusal zararlarını, gelir kayıplarını ve mağdura eşlik etmek için yaptıkları masrafları, ölüm hâlinde ise ekonomik zararlarını talep edebilirler.
Gebelik sırasında tespit edilmemiş bir engelle doğan çocuk için özel bir rejim mevcuttur. Fransız Sosyal Hizmetler ve Aile Kanunu’nun L. 114-5 maddesi, ağır kusur (faute caractérisée) hâlinde ebeveynlere dava hakkı tanır. Yargıtay, ebeveynlerin mesleki zararlarının da tazmin edilebileceğine yakın zamanda karar vermiştir (Cass. 1re civ., 15 Ekim 2025, n° 24-16.323).
V. Neden bir avukatla çalışmalı?
Tıbbi sorumluluk uyuşmazlıkları bedensel zarar hukukunun en teknik alanlarından biridir. Doğru hukuki dayanağı belirlemek, sulh yolu ile dava yolu arasında seçim yapmak, eksiksiz tıbbi dosyayı elde etmek, bilirkişi incelemesini danışman doktorla hazırlamak, şans kaybı oranını tartışmak ve her zarar kalemini içtihada göre hesaplamak gerekir. Mağdurun karşısında kendi doktorları ve hukukçuları bulunan uzman sigortacılar ve ONIAM vardır.
Bedensel zararın tazmini alanında uzman avukat bu dengesizliği giderir. Hiçbir zarar kaleminin unutulmamasını ve tazminatın mağdurun ve ailesinin gerçek durumuna uygun olmasını sağlar.
Sonuç
Tıbbi hata hukuken bir kader değildir. Kusur, hastane enfeksiyonu veya tedavi riski söz konusu olsun, mağdurun etkili başvuru yolları vardır. Bu yolların başarısı ise en baştan kurulan bir stratejiye, iyi hazırlanmış bir bilirkişi incelemesine ve zararların titizlikle değerlendirilmesine bağlıdır.
Daha fazla bilgi için Bedensel Zarar Hukuku sayfamızı ve diğer yayınlarımızı inceleyebilirsiniz.
Kaynaklar
Hastaların haklarına ve sağlık sisteminin kalitesine ilişkin 4 Mart 2002 tarihli ve 2002-303 sayılı Kanun
Code de la santé publique, L. 1111-2, L. 1111-7, L. 1142-1, L. 1142-1-1, L. 1142-8, L. 1142-14, L. 1142-15, L. 1142-28 ve D. 1142-1 maddeleri
Code de l’action sociale et des familles, L. 114-5 maddesi
CE, 11 Haziran 2026, n° 503659
CE, 15 Mayıs 2026, n° 502999
CE, 25 Şubat 2026, ONIAM, n° 499381
CE, 31 Aralık 2024, n° 492854
Cass. 1re civ., 28 Ocak 2026, n° 24-22.923
Cass. 1re civ., 15 Ekim 2025, n° 24-16.323
Cass. 1re civ., 9 Nisan 2025, n° 23-21.387
Cass. 1re civ., 24 Nisan 2024, n° 23-11.059
Cass. 1re civ., 29 Mart 2023, n° 22-13.630
Cass. 1re civ., 26 Eylül 2018, n° 17-20.143
Code du dommage corporel annoté, Dalloz
Hukuki desteğe mi ihtiyacınız var? Paris 16. bölgede, 5 rue Lalo adresindeki ILER Avocat hukuk bürosu, tıbbi hata mağdurlarına ve yakınlarına Türkçe, Fransızca ve İngilizce destek vermektedir. 07 82 80 90 63 numaralı telefondan bize ulaşabilir veya cabinet@iler-avocat.com adresine yazabilirsiniz.
